Kırklareli’nin Tarihçesi

Kırklareli tarih öncesinden beri yerleşim yeridir. Aslıbey yolunun doğusundaki Aşağıpınar, Eriklice köyleri arasındaki höyüklerden elde edilen buluntular Kırklareli’nin çok eski bir yerleşim yeri olduğunu kanıtlamaktadır. Son olarak 1981’de İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölümü Tarih Öncesi Anabilim Salı Başkanı Prof. Dr. Mehmet Özdoğan başkanlığında da yapılan araştırmalar sırasında saptanan Tilkiburnu Höyüğü, Kırklareli yerleşim tarihini son Kalkolitik döneme kadar göslermektedir. Kırklareli’nin 18 km güneyinde Ergene’nin kollarından Şeytandere’nin doğu kıyısındadır.

İnsanların Trakya’da ilk olarak, yaklaşık bir milyon yıl önce geldiği düşünülmekteki nümüzden on dört bin yıl öncesine kadar süregeldiği kabul edilen ve kültür tarihinin uzun dönemi olan bu süreç “Eski Taş Çağı” ya da “Avcılık ve Toplayıcılık Dönemi” olarak, adlandırılmaktadır.Bu dönem boyunca av ve yenebilir bitki yemiş toplayıcılığına dayalı bir beslenme düzeni ve göçebe bir yaşam biçimi hakim olmuş, kalıcı barınaklar yapılmamıştır. Oldukça uzun olan bu süreç içerisinde,dünya iklimi ile birlikle Trakya’nın ikliminde de önemli değşiklikler olmuş,bir biri ardına kuru soğuklardan yağışlı sıcağa kadar değişen iklim dönemleri on binlerce yıl bölgeye hakim olmuştur.

Dünya ikliminin günümüz koşullarına yakın bir duruma gelmesi ile birlikte, yaklaşık 8000 yıl önce Trakya’nın doğal çevre ortamı ve bitki örtüsü de bugünküne benzer özellikler kazanmış, insanlar değişen çevre koşullarına, gelişen teknolojileri ile uyum sağlamışlardır. Bu değişim Anadolu’da 10-12 bin yıl kadar önce başlamıştır. İnsanlar ilk kez buğday, arpa, mercimek gibi tahılları tarıma alıp koyun, keçi, sığır, domuz gibi hayvanları evcilleştirmek çiftçiliğe başlamış; ahşap, kerpiç ve laştan ilk kalıcı konutları yapmışlardır. Ancak bu gelişmelerin çok zengin doğal çevre olanaklarına sahip olan Trakya’da Anadolu’dan daha sonra, yaklaşık olarak günümüzden yedi bin yıl önce başladığı görülmektedir.

Traklar, önemli bir Doğu Avrupa ve Kuzeybatı Anadolu uygarlığı olarak, var oldukları uzun zaman süreci içinde önemli ve özgün bir kültürün temsilcisi olmuştur. Ancak yazınının önemli ölçüde kabul gördüğü bir klasik dünya anlayışından farklı olarak Keltler, İskitler ve Kimmenler gibi, Traklar’da da yazının kabul görmediği anlaşılmaktadır Fakat bu durum, bu kültür ve benzerlerinin kendi özgün algılama ve dünya görüşü içinde alındığında da farklı bir çağrışım yapmaktadır.

Bir türlü disiplin altına alınamadığı görülen Trak topluluklarının isyankâr tutumları, M.Ö. 499’da ion şehir devletleri ile Atina’nın çevresinde şekillenen Pers karşıtı oluşumlar ve Persler ile Yunan siteleri arasında vukuu bulan mücadeleler sırasında da sürmüştür.

Bizans İmparatoru I. Nikephoros (802-811) döneminde, Anadolu vilayetlerinde yaşayan çiftlik sahiplerine mülkleri sattırıldı. Sınır bölgelerini korumak amacıyla bu halkın bir bölümü Kırklareli yöresine yerleştirildi ve “Stratiotes” (asker-köylü) sıfatıyla, askerlik görevi yapmaları şart koşuldu. 850’lerde, imparator III. Mihail, Malatya yöresinde yaşayan ve Bizans’a karşı Müslüman Araplar’ın yanında savaşmakta olan Pavlikianlar’ı zorla Trakya topraklarına sürdü. Bulgar Kralı Simeon, 913 ve 924’te, Bizans başkentini iki kez kuşattı. Kırklareli toprakları iki kez istilaya uğradı. 1064’te, Güney Rusya ovalarında yaşayan Kumanlar’m baskısıyla Balkan Yanmadası’na inen Uzlar, Bulgar-Makedon topraklarını ve Trakya’yı dalga dalga istila ettilerse de büyük bir salgın hastalık, bu istilayı durdurdu. 1122’de, Bizans-Kuman işbirliği karşısında yenik düşen Peçenek Türkleri, Tuna Irmağı’nı güneye doğru aşarak, Makedonya ve Trakya’ya girdiler. Ancak imparator II. loannes’e yeni düşerek tutsak alınan pek çok Peçenek, Bizans topraklarına, bu arada Trakya’ya yerleştirildi.

Kırklareli’nin fethi ile alakalı bilgi veren ilk kaynaklar, 16 ve 17. yüzyılda yazılmış eserlerdir. Bu yüzden Kırklareli’nin fethi tarihini mevcut kaynaklara dayanarak kesin olarak söylemek mümkün değildir. Bununla beraber, Kırklareli fethinin, Edirne’nin fethinden sonra, 1. Murad zamanında ve bizzat Padişahın kumandası altında gerçekleştiği genellikle kabul edilmektedir. Bu fetih, muhtemelen 1367-1372 yılları arasında gerçekleşmiştir.
Osmanlılar tarafından bu şehre Kırk Kilise denilmekteydi. Bu ismin ne anlama geldiği konusunda çeşitli görüşler ileri sürülmektedir. Ancak bu görüşlerin kesin olarak hiç birinin genel kabul görmediğini belirtmek gerekir. Bununla beraber Kırk Azizler Kilisesi anlamında Saranta Eklesiai’den Kırk Kilise’ye çevrildiği şeklinde görüş, diğerlerine nazaran daha fazla benimsenmiştir. Kırkkilise ismi, Kırklareli milletvekili Fuat Umay tarafından yerilen bir teklif üzerine, 20 Aralık 1924 kabul edilen 537 Sayılı Kanun’la Kırklareli’ne çevrilmiştir.

Kırklareli, Türkler tarafından fethedildikten hemen sonra iskan edilmeye başlanmıştır. Özellikle, Moğolların Anadolu’ya girmesiyle, önlerinden kaçan Türkmenler ve Yörükler balı Anadolu’da nüfus yoğunluğu meydana getirmişti. Osmanlıların Rumeli’ye geçerek buralarda fütuhat yapmaları, Türkmenler ve Yörüklerin boş alanlara yerleşmek üzere Rumeli’ye geçirilmesi sonucu, bölge kısa zamanda şenlendirilmiştir.

Kırklareli, idari olarak Osmanlıların ilk dönemlerinde Vize Sancağı’na bağlı bir kaza merkezi iken, daha sonra Rumeli Eyaleti’nin bir sancağı haline getirilmiştir. 17. yüzyılın ilk yarısında Özi Eyaleti’nin kurulmasıyla Kırklareli bu eyaleti bağlanmıştı. 19. yüzyıla kadar sancak olarak kalan Kırklareli’nin 1292 (1875) yılında Edirne’ye bağlı bir kaza olduğu görülmektedir. 1304 yılında Sancak olarak idare olunmuştur. Cumhuriyet döneminde idari yapıda yapılan düzenlemelerle birlikte, sancak teşkilatı kaldırılmış ve Kırklareli vilayet olmuştur.

Kırklareli’ne bakıldığında, şehrin yukarıda açıklanan şekilde bir gelişme gösterdiğini söylemek mümkündür. Şehre ait nüfus verilerinin kaydedildiği 16. yüzyılın ilk yarısına ail tapu tahrir defterinde, şehirde 6 mahallenin mevcut olduğu görülmektedir. Romanya, Bulgaristan, Karadağ, Yunanistan ve Sırbistan’ın 1912 yılının Ekim ayında yaptıkları anlaşma sonrasında başlayan I. Balkan Savaşı sırasında, düşman işgaline uğrayan Kırklareli yöresi, belki de tarihinin en kötü günlerini yaşamıştır.

1. Dünya Savaşı’nın ardından, 30 Ekim 1918’de imzalanan Mondros Mütarekesi ile İtilaf Devletleri Kırklareli ve tüm Trakya’da denetim kurma hazırlıklarına başladı. 4 Kasım 1918’de bir Fransız Alayı Sirkeci’den Uzunköprü- Hadımköy hatlını tutarak, demiryolu çevresindeki Türk köylerine saldırmaya başladı ve Lüleburgaz’a da bir müfreze yerleştirdi. Mevcut işgalci tutum karşısında, 2 Kasım 1918’de Trakya Paşaeli Müdafaa Heyet-i Osmaniyesi adıyla bir örgüt kuruldu. 22 Ocak 1919’da İstanbul’da yapılan toplantıyla, Trakya’nın kurtarılması için bir dizi karar alında ve buna göre Doğu Trakya (Edirne-Kırklareli-Tekirdağ)’da bulunan Yunan askerlerinin Bölgeden çıkarılması için gerekli teşebbüslerin her kademede başlatılması kararlaştırıldı. Kırklareli’ni temsilen bu toplantıya Şevket Dingiloğlu katıldı.

Eylül 1919’da toplanan Sivas Kongresi’nden bir süre sonra Trakya’nın silah zoruyla kurtarılması için kurulan “Trakya Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” Trakyalı vatanseverleri bir çatı altında topladı. 31 Mart 1920’de Lüleburgaz’da toplanan kongrede, işgalcilere karşı kesin tavır belirlemek ve alınan kararları uygulamak üzere bir yönetim heyeti kabul edilerek, durum Ankara’ya bildirildi. Çalışmalar üzerine 3 Nisan 1920’de Kongre’ye bir telgraf yollayan Mustafa Kemal, başarı diliyordu. 9-13 Mayıs 1920’de Edirne’de genişletilmiş “Trakya Kongresi” yapıldı. Burada işgale karşı mukavemet gösterilmesi ve Milli Kuvvetler Kumandanlığı’na Cafer Tayyar Paşa’nın getirilmesine karar alındı.

25 Mayıs 1920’de genel seferberlik ilan edildi. Kuruluş hareketlerinin yaygınlaşması üzerine, Yunanlılar 20 Temmuz 1920’de Tekirdağ’a asker çıkardılar ve hızla ilerleyerek 25 Temmuz’da Edirne’yi ele geçirdiler. Edirne işgalinden birkaç gün önce, Trakya Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti merkezi Kırklareli’ne taşınmıştı. 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Anlaşması ile Trakya Yunanlılar tarafından işgal edildi. Bu durum İstiklal Savaşı hazırlıklarını hareketlendirdi. İşgal sırasında bir süre yönetimi dağılan Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk cemiyeti yeniden toparlandı ve silahlanma hareketini hızlandırarak, Ankara Hükümetine bağlandı. Artık istiklal mücadelesi başlamıştı. Nitekim Nisan 1922’den itibaren, silahlı çetelerle vur kaç hareketleri düzenlenmeye başlandı. Bu arada bağımsız olarak hareket eden 3 direniş müfrezesi, Doğu Trakya içlerine doğru düşmana karşı baskınlar düzenliyordu. Eylül ayına kadar süren bu hareketlerle düşmana büyük kayıplar verdirildi. Nihayet 12 Ekim’de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile Edirne, Tekirdağ ve Kırklareli Ankara Hükümetine bırakılıyordu. Yunanlılar 15 Ekim’den itibaren işgal bölgelerini boşaltmaya başladılar. Varılan anlaşma gereği, Vize ve Saray İtalyan’lara, Lüleburgaz ve Kırklareli ise Fransız’lara, Ankara Hükümetine verilmek üzere teslim edildi.

Doğu Trakya’nın teslim alınması için İtilaf Yüksek Temsilcileri ile İstanbul’a gönderilen Refet Paşa arasında 23 Ekim 1922’de bir protokol imzalandı. Buna göre Doğu Trakya’nın boşaltılması il ve kasaba düzeyinde tarihleniyor ve tahliye koşulları karara bağlanıyordu. Edirne Valiliği’ne atanan Şakir (Kesebir) Bey Trakya’ya geçerek, teslimde yer aldı. Buna göre ilk olarak İtalyan denetim bölgelerinden başlayarak, Şakir Kesebir Doğu Trakya’yı bütünüyle teslim aldı. Önce Vize ve Demirköy’e (2 Kasım), akabinde Lüleburgaz (8 Kasım), Babaeski (9 Kasım) ve nihayet Kırklareli’ne 10 Kasım 1922’de Türk Bayrağı çekildi.

uçak biletitravesti